Array
DéSqina*
Fri 12 February 2010, 09:16 am GMT +0200
HERKES İYİ
önce biraz ceketleri çıkaralım önce biraz sayalım kelimeleri
önce biraz hırpalayalım tozunu alalım kahkahaların
kilosu nedir öpüşmenin hangi mevsimde bulunur
bir hesap edelim: ne kadar kin tutulur meselâ şubatın onunda
ama önce ben biraz hepinizi seviyorum
evet ya sevmek şıngır şıngır şıngırdıyor günlerin boynunda
boğulmamış bir insanı düşünelim sonra boğulsun
sonra devlete gidelim sonra vergilere sonra fizana
sinirlenip kızalım: milattan önce yaşayanlar kahrolsun
tabii kimse kahrolmaz herkes saklanır herkes iyi
sırtıma düşüyor dağların alfabesi
Cafer KEKLİKÇİ
DéSqina*
Fri 12 February 2010, 09:24 am GMT +0200
SIKI PENCERE
benim üçgün gülesim geliyor ellenmemiş arazilere
beşgün hoşlanıyorum ilginç bir perşembeden
bir yolculuğa hazırlanıp bırakıyorum şöyle: yapıp edip
başlanmıştır artık kör kuzeyler düzeltmeye
greyderlerle sevinç biderleriyle ılık tebeşirlerle
yazılan yazılardan alınan azıklardan boyanan bir gül
bir gül kalkıyor şimdi ortadoğunun kalbinden
kalbimize: ben dikelirsem etekler buruşuyor rüzgârlarda
karan karanlık rüzgârlarda
kırılan umutlar gibi kırılıyor bileklerim
eski hüzünlerden gebe kalmış annelerden
birer şifa niyetine içtiğim sütlerden yani türkülerden
zemheri masasında bu çok kalabalık sofrada
değilim işte isimler tamircisi: inci minci
değilim beni kışkırtan basmada değilim kışkırtan halıda
aklıma geliyor güzel günler ticaretçisi: biliyor
bu yanlışı kapatmam lazım sıkı bir pencereynen
sakalımı bıraktım gökyüzüne: ankarada gizli adalarda
susmam gerekmiyor
hayır gerekmiyor
gerekmiyor
Cafer KEKLİKÇİ
DéSqina*
Fri 12 February 2010, 09:30 am GMT +0200
KIRMIZI BÜYÜK
kaderinin karanlığından bıkıyor insan: bu değil
kaderinin karanlığından: bu da değil
bir simit aldım herhangi bir çocuğa verdim
kuşluk oluyor şehirlerde: bir yarayı incitip duruyorum ben
meleklerden önce biliyorum dağların kapanışını
meleklerden önce şu tuzu biber kâsesini 350 milyon maaşımı
biliyorum bilmesine bir kere sevildim kırıldım
sarışın mı: hayır canım
esmer mi: ne alâka
kocaman ormanlar gibi kendi kendime sarıldım
tadım yok bu mahalleyi seksenyediden beri bilirim
emine'yi gönderdik göndereli bilirim
artık benimki bir tanrıdır içimde civcivleyen
suyunu soldan getiren tenine çığlık yerleştiren
benimki bir tanrıdır: bütün gün güneşin gövdesiyle yatan
bir kutsal hovarda bir kırmızı bir uçuk mermer
her gün her saat kendi kendisine tapan
hayır canım hayır bu merhamet burada değil bu ceketi çıkaramam
evvelâ ben küsüyorum herhangi bir yemekten...
Cafer KEKLİKÇİ
DéSqina*
Sun 21 February 2010, 05:17 pm GMT +0200
GEÇERSİZ
hiçbir işime yaramıyor çizdiğin dünya
hiçbir yüküme denk olmuyor
şarap gibi seviyorum seni ulaşılmaz gölgelerini
büyük bahçede saklıyor çiçekler: gerçekten ciddi mi
gerçekten yatıyormuyuz bu yatakta üçüncü katta
kadrini getiriyor arkadaşım geniş düzbeyaz
kaçınılmaz bir terör bende: anaşistim hatta
bozuyorum ezberlerini sağlam bilinen sebzelerini
örneğin ben çiftçiyim bir avuç toprak arıyorum
bu çölde kaybolmuş şehirde insanlık şirketinde
ırak diye bir ülke varsa orada domuzlar hükümdarsa
arıyorum bulamıyorum
hiçbir işime yaramıyor çizdiğin dünya
Cafer KEKLİKÇİ
DéSqina*
Sun 21 February 2010, 05:27 pm GMT +0200
KAZAN KAYNIYOR
ben birden ben: kapatılan kapılara çarpıp düşen
çarpıp kara kara çarpıp dağlara taşlara ve uyumsuz kuşlara
bir gün bir yahudiyim bir gün bir ermeni bir gün bir süryani
bir nefesimi tutuyorlar bir nikotin bir celep bir step
serçelerinden bıkmışım beni hâlâ sabaha kaldırıyorlar hâlâ
halama benzediğim için dövüyorlar
ve dilimde geziniyor tadına doyamadığım akrep
işliyor çoraplara çomarlara çopurlara: damla damla
avcarsız geçiyor aramızdan akşam: kötü kömür kokan
iki cümle birleşiyor adaletin önünde adaletin gözünde
çıban çıkıyormuş amca senin sakalın buraya kadar uzamaz
buraya kadar ihtiyarlıyorum son ayrıldığım sümeyradan
son ayrıldığım bir meşelik sarı sarı yaprak döküyor
sarı sarı kapanıyor cümle
sapsarı içine
girdim çıktım bu bir hoş olurmuş insan böyle bu ritimle
bu kâhyası kaçmış çiftlik bu damarsız duran halk
kart kahkahaların sahibi gâvur odalarına uzanan
uykusuz bir şoför yavaş yavaş giriyor yetmişli yıllara
giriyor birtakım yurtseverler ve yarıtanrılı âlimler
saçlarının topuzundan bir düğün hayali kuran
saçlarının topuzundan kaynıyor kazan
fırat, mahinur gemisi ve buhara...
Cafer KEKLİKÇİ
DéSqina*
Fri 12 March 2010, 02:51 am GMT +0200
YASAK BÖLGE
biz yaşlanmadığımızı bilerek yaşlanıyoruz: ne iyi
ne iyi öfkenin bağrı yanık örtüsü silkeleniyor öfkemden
çardağından geçiyorum küfrün ve şükrün ve el-yekûn
katmanlarından dibe doğru ellerimi çırparak ellerimi çıldırtarak
ellerimi uzatıyorum yeryüzü panosuna ellerimi uzatıyorum
yüzyılların anısına
bir adam hergün bir hayalin başında ağlayacak bir adam her gün
sağ kalacak
puslu gürültülerden güdülmüş gündüzlerden
birşey kalmaz: beni göğsünde kim uyutacak
bilemem: bizi neşelendirir göğün cildi
bizi neşelendirir çınlayan bir yaz çekilmiş bir naz
biz ki türküz herşeye rağmen fırsat bulursak bültenlerden
medine-i münevveraya
gideriz aşkım meraketme bıraktığımız yerde duruyor akşam
bıraktığımız yerde avrupalı bıraktığımız yerde amerikalı
bıraktığımız yerde çılgın bir şarklı
beni şimdi kim durdurabilir yerimden bir kalkarsam
durduramaz: aha bu bir gerçek hem gepgerçek
geçecek ıssız bir ıslık geçecek ısınmış bir ıslaklık geçecek
zanlı yalnızlık
geçecek ey kana kayarken derisi sözlerin
herşeyi yavaşça unutuyorum: ortalarda kanatılmış gölgeler
ortalarda bu minyatür bu sesimin oval kemiği
avazım çıktığı kadar göğe bakıyorum...
Cafer KEKLİKÇİ
DéSqina*
Thu 13 May 2010, 04:27 am GMT +0300
YUKARDAN BAKAN
şimdi kısa boylu bir yaz geçip gidecek burdan ayağınızı
denk alın
şimdi kısa boylu bir kız gelip duracak buraya ağaçlar duracak
çiçeğe duracak çiçeği bilirsiniz içimizin eğitimini
ergenliğini kıracak bir çocuk ona geçmiş olsun diyelim
diyelim ki bir bahar ayaklarımıza dadansın ayaklarımız kanamasın
kanamasın içimizin frigyadan kalma demiri
değil mi ama insanın boyunun uzaması lazım
birbakıma iyiyim iyi olmasına birbakıma mustafa bey de iyi
beraber gökyüzünü düşündük biz düşündükçe yıldızlar dağıldı
biz düşündükçe çelimsiz bir adam toprağı sürüyor
biz düşündükçe adam tutup bir maltepe yakıyor öküzleri suluyor
biz düşündükçe utangaç bir gelin ayran ekmek getiriyor
biz düşündükçe harmanlar savruluyor buğday oluyor
bahar birdenbire gelip ayağımızın dibinde durdu kaldı
şaşırmadık: bunu bekliyorduk bunu tarafsız dostluğu
biliyorduk biz ikindinin ikimizi de izleyeceğini sezinleyeceğini
bir de şunu biliyorduk yani şunu biliyorduk
biliyorduk birileri çıkıp ikimizi de kötüleyeceğini iftira
edeceğini
bir çamur tayfanın bir afranın tafranın bir ucuz kaporanın
bizi mitleyeceğini bizi dikizleyeceğini yani bizi
n'apacaksınız kardeşim haydin toplanın
toplanamazlar: çünkü boyumuz uzun yukardan bakıyoruz kuzum
Cafer KEKLİKÇİ
DéSqina*
Thu 13 May 2010, 04:27 am GMT +0300
KUŞLUK ŞARKISI
sıkıydım sinirimden sırtardım sinirimden kemiklerim çıtır çıtır
çıtırdıyor
çıtırdıyor göğsümü boşalttığım ne varsa çıtırdıyor uzakta bir
arsa
bir yarasa didikliyor aklımdan geçen herşeyi
herşeyi sıktım bıraktım herşeyi titriyor aklım
yeniden yaratılıyor ağırıma gitsin diye ağır bir hikâye
yeniden yaratılıyor bütün kartları açtım baktım
yok: yanık hayâl kokusu geliyor şu pencereyi açalım arkadaşlar
şu nevresimleri toplayalım şu kımıldayan gülümsemeleri
bırakalım artık bir durakta kalsın başımızdan geçen birşey
bırakalım uygar sevişme tarifini bırakalım herkes bir şey
bıraksın artık tabiat tanımını bıraksın ben giriyorum içeri
giriyorum işte kilitten ve kimseden izin almadan
giriyorum boğdurup körümü köpeğimi
boğdurup: evet budur gerçek olan
bu: eteğini kaldırıp kuşluk vakti uyanan
eteğini kaldırıp ikram ediyor soyunmuş bir saklambaç
soyunmuş bir satranç bir gülmek hevesi bir fısıltının ipekten
ibresi
bir sokup atmak aklımın tersiyle
terazisiyle su taşıdım ben 'ne kadar komik': değil mi
değil: karakış da geçer eski bir mahzenin penceresinden
_den den den deee_
Cafer KEKLİKÇİ