iz Forum - Aydın HATİPOĞLU Şiirleri | İzforum.Com

Adsense kodları


Aydın HATİPOĞLU Şiirleri | İzforum.Com

Smf Seo Versiyon iz Forum, -- Seo entegre sistem.

Array
DéSqina*
Thu 25 June 2009, 06:15 pm GMT +0300
AKŞAM
Ürperen denize kavuşan akşam
Ne çok yalnız adam çiziyor ufka
Ne çok yalnız adam ne çok kadın ne
Yitmiş umutlar gibi bir günü noktalayan

Hiç sevinçler göğermez mi bahçelerinde
Acı ve hüzün taşıyorlar durmadan
Nerde çiçekleri ellerinde nerde inançları
Birden geceye bulanıyor saçları

Hâlâ gülüşlerini arıyorlar aynalarda
Hep ölüm hep karanlık hep korku hep
Hep kahır renginde çiziliyor resimleri
Yarınsız tedirgin ve yorgun kimileri

Şehrin gözlerine yağmurlar doluyor
Mor hareli sevecen gözleri ıslak
Yılgın bir çocuk ağlıyor için için
Sevgi kirleniyor hızla ve küçük özlemler

Hiç sevişmeye durmaz mı dal uçları
Her şey terk edilmiş bir çölü başlatıyor
Hiç baharları patlamaz mı şafakta
Tekil delik deşik bir akşam sokakta

AYDIN HATİPOĞLU

DéSqina*
Thu 25 June 2009, 06:15 pm GMT +0300
AL BU ŞİİRİ YAK
Tirse gözlü bir çingene elleri nergis
Kuş evleri dar geliyor güvercinlere

Yüzünde bıçak yarası dişinde yaldız
Çillerini satıyor çocuk elleri

Çipil ışık dallarında karga tüneği
Köşede küçük ayaklı kızlar kösgeri

Ak benekler konuyor kirpiklerine
Elinde kırık kopuk sevgilerin gergefi

Ört perdeleri açsın çiçeğim vakti bahardır
Zincirli hamam kubbesi sütunları mermer

Kaş koymuş kaf üstüne simin varak işler
Su sızmaz arasından çak camı cama koyver

Kan damlamış kar üstüne inci gülüşünden
Çöz zemheri aynalara sedef düğmeleri

Baş kaldırarak koş çıplak ayak
Sen bir yana savrul sevdan bir yana

Sarhoş gecenin yollarına yağmur çiselerken
Beynim geme gelmez yüreğim dörtnal

Uçsun kelebekler daldan dala gün ağarırken
Tef vuruyor fır dönerek çalparanı çal

Derde dermandır efendim al bu şiiri yak
Üç hazan beklet ayazda şerbetlere kat

AYDIN HATİPOĞLU

DéSqina*
Thu 25 June 2009, 06:16 pm GMT +0300
ALAZ
Hüznün kızıl yaprakları düştü zamana
Aktı canlar yangınlardan o kızıllığa

Karardı coşkular söndü umutlar
Döndü ağır ağır umutsuzluğa

Sesler koparıp kanayan şarkılarımdan
Göçüp giden kuşlar gitti uzağa

Kurumuş dallara takılmış bir uçurtma
Düşürür çocuk sevdalarımı tuzağa

Sustu solgun bir gül gibi akşam
Savaşları soygunları bırakıp küstü çağa

Bilmem hangi eller hangi kadehler
Kalkar bir uzun sükût gibi yalnızlığa

AYDIN HATİPOĞLU

DéSqina*
Thu 25 June 2009, 06:16 pm GMT +0300
AŞKTIR BU DERDİN DERMANI
Sevgiden sellerin sesidir senden gelen
Dağ delen susuşumu duysan tanıyacaksın
Seni kavgaların içi gibi sıcak buldumsa
Saf dışında kalmak nedir anlayacaksın

Düşlerimde yüzü kaldı küçük hayvanlara özgü
Yüreğimde közü ılıtır içerim
Aşktır bu derdin dermanı aşktır bu dağların kızı
Sarar durur dört yanımı yunus gibi bir sızı

Hüzünlü bir denizde yıkıyorum gözlerini
Sesini düşlemiyorum kimi zaman teller kopuk
Tanrının tanrılığını bir kenara bırakıp
Öznel güzelliklerimi kendim yaratıyorum

Küçük kavgalarda yenilmelerle yıkılmıyorum
Küçük yeniklerin büyük savaşına duruyor gücüm
Yüreğimi dağlayıp dağlayıp çoğalıyorum
Varlığımı sonsuz sevgilere adıyorum adsız sevgilere

AYDIN HATİPOĞLU

DéSqina*
Thu 25 June 2009, 06:17 pm GMT +0300
BAHAR ŞARKISI
Bahardır damıtılan
Umudun imbiğinden
Üveyikler biliyor

Dağların eteğinde
Gelin gülüşü gibi
Ellerin apak

Ne kadar yakışıyor
Bir bebek sevincine
Suyun dibinde çakıl

Duru soluğun okşar
Eğilmiş de yüzümü
Dudaklarım duyuyor

Ne incecik gelincik
Ne gümrah mor menekşe
İçim papatya tarlası

AYDIN HATİPOĞLU

DéSqina*
Thu 25 June 2009, 06:17 pm GMT +0300
BAHARDIR
Seher yeli
Söyle senin bülbüle
Bıraksın artık ağlamayı
Geceyi yırtıyor nerdeyse şafak
Eli kulağında domurların
Bahardır

Nah işte
Tohumu saklayan toprak gibi
Yuvaları kuytularda bekliyor
Güneş ülkesinin kuşları
Sıyırdı mı kılıç kanatlarını
Bahardır

Sabrın dervişi
Koca çınar
Gün görmüş gövdesiyle dinelip
Tazecik yapraklarını açar yine
Bahardır

Söyle seher yeli
Söyle senin bülbüle
Umudun şarkısını söylesin artık
Toprağı iten tohumun coşkusudur
Gümbür gümbür
Sevincin rengine boyayan gökyüzünü
Bahardır

AYDIN HATİPOĞLU

DéSqina*
Thu 25 June 2009, 06:18 pm GMT +0300
BEBEK
Seni bir orman ışığı gibi hatırlıyorum
Gölgeli serin kucağına düşüyor yapraklarım
Seni dalların karanlığından süzüyorum

Irmağın sarmalına direnen kırık bebek
Beni savruk bıyığımla hatırla
Atıp atıp bağrına bas yalnızlığımı

Tenha bir eylül yakamozu gözlerin
Yorgunum çalınmışım kırgınım
Yine de sevinci savunuyorum

Terk ettim silahımı yitirilmiş coşkular gibi
Şimdi penceresinde kırmızı sardunyalar açan
Beyaz badanalı bir köy evidir sevdam

AYDIN HATİPOĞLU

DéSqina*
Thu 25 June 2009, 06:19 pm GMT +0300
BİLİR ZAMAN
Kara sarı yüzünü
Gömer durur anasının memesine / kurumuş
Hayat soluk alıp verir / belli belirsiz
Çatlak dudaklarında soluk resimler / gibi
Durur toprak
-Doyumsuzluk değil beyler-
Açlık çoğalır durur

Çürüyen yalnızlık
Ve burgacında çırpındığımız korku
Ve umutsuzluk / ve durmadan yaşanan
Karabasan
Özsuyunda taşır yaralı yarınları
Uyur tohum

Kanım -mı- kaynar
Bir yerlerde gün vurur kıl çadırlar üstüne
Topukları toprağı döven bir bebek
Yeşerir çığlıkları sevincin
Boyanır gökyüzü umut rengine
Vurur yürek

Yorgun bir kuğunun kanadından
Salınarak düşen tüy
Düş cemreler gibi ufuklarıma

Kim hapis kim ölmüş kim öldürülmüş
Kim kaçmış kim susmuş kim susturulmuş
Bilir zaman

AYDIN HATİPOĞLU

DéSqina*
Thu 25 June 2009, 06:19 pm GMT +0300
BU ŞİİR HİÇ YAZILMADI
Sevdalar yoğurduk ellerimizle
Kavgalara uyandık
Daha çocuktuk

Bencil ve acımasızdı dünya
Ak lalelerin ışığı soldu
Yıkıldı çalındı kirlendi
Acı ve gözyaşıyla sulandı
Saksıdaki küskün çiçek
Önce balıklarımız öldü
Coşkular sevinçler inançlar
/Direniyordu hâlâ suların ışıltısı/
Sonra arkadaşlarımız
Ama umudumuz ölmedi

Ey ırmakları ağu akıtan dünya
Seni yapraksız ağaçlar adına
Dehlizlerde yanan
Düşlerini çığlar bölen
Depremlere çöplüklere gömülenler adına
Ve gökyüzü ve çocuklar ve toprak
Kadın çığlıkları ve masum denizler
Ve ölü kuşlar adına lanetliyorum

AYDIN HATİPOĞLU

DéSqina*
Thu 25 June 2009, 06:20 pm GMT +0300
DİLLEŞMEK
Savrulan saçların gibi savurur
Uzak iklimlere sesin sesimi
Güneşe koşan yağız çocuklar
Dilleri yüzyılları soluklar

Neler der toynakları incecik
Akıtması apak sevgililer kuytuda
Kavgalarda ilençlerde ne derler

Duruşu onurlu bir başkaldırış
Sekişi kaçınılmaz bir boyun eğiş
Sevgileri kardeştir sevgilerimize
Sövgüleri sövgülerimize benzer

Gelir sıcacık türkülerim
Seklavi eşkin yürür dünyaya
Toprağın bağrını deler acısı

İçinin yorgun denizleri kurumasın
Ses verin sesime ses verin dilleşelim
Barışın atlasıdır dilimin coğrafyası

AYDIN HATİPOĞLU

DéSqina*
Thu 25 June 2009, 06:20 pm GMT +0300
DÜNÜ GÜN
Sesimde yalnızlığın tınısı
Gözlerim yanıyor uykusuzluktan
Suda yağı bitmiş kandil ışığı
Uzakta ağlayan çocuk sesleri

Dağları deniyorum
İsyanın ve hüznün sığınağı
Kasvet kesilmiş gökyüzü
Dudaklarım çatlamış

Usun peşinde yüreğim
Elimde kederli eğreltiler
Yılkı gölgeleri ufukta
Yüzüm solmuş düş bahçesi

Yaşamı dölleyen ürperti
Kara bulutların izini sürer
Bırakıp kuytulara gizini
Kırlangıçlar gider

Dalından korkular sarkan ağaç
Nice acı nice umut nice inanç
Bedreddin pir sultan hallaç

Mütevekkil asya ve diyarı rum
Havada yanık yaprak kokusu
Dünya seni tanıyorum

AYDIN HATİPOĞLU

DéSqina*
Thu 25 June 2009, 06:21 pm GMT +0300
FOTOĞRAF
Dallarına türküler sinmiş meşe
Döktü yapraklarını döktü hüzünle
Ses oldu karıştı toprağa
Ses oldu tohum oldu umut oldu

Evvel bahar açıldı çiçeklerle
Yağmur oldu yağdı seslerimiz
Irmak oldu ağdı toprağa
Ağdı toprağa tenlerimiz

O çiçekler o çimenler
Öğrenir mi seherleyin kuzulardan kuşlardan
Söyler mi her bahar türkümüzü
-Ak kuğular da sökün etmiş yurdumdan-

Baş ucunda semah tutmuş turnalar
Üzerinde türlü türlü çimenler
Papatyalar gelincikler allı yeşilli
-Kaç kuzulu ceylan yad avcı geldi-

Koca meşe dayamış da başını
Orfeusun dizine dalıp gider
Çiçekler çimenlere çimenler rüzgârlara
Bizim türkülerimizi söyler

AYDIN HATİPOĞLU

DéSqina*
Thu 25 June 2009, 06:21 pm GMT +0300
GÖÇ
Gidenler gecikmiş günleri götürdüler
Birlikte ne kadar yalnız olduklarını
Gözleri yanılsamalarla bağlı gelip
Görmediklerini göstermeye gittiler

Kazılardan sevdalar çıkıyor
Kız küpeleri gözyaşı şişeleri
Kaç yıldız yılı çalınmış ekmeğimiz
Kırık kazma ucu kuytu gizlerimiz

Seldik akıyorduk karlı koyaklardan aşıp
Ta çini maçinden bahri cedit diyarına
Altın fildişi esaret ve miskü amber
Suda izi kalmış bir söz bırakıp yarına

Açtık ama şehvetli ve dehşetli susuz
Sevdik yana yana saçları sürgün güzeli
Alazı kavurur kurumuş yaprakları
Pıhtılaşır zaman çiçeklenir gülüşünde

AYDIN HATİPOĞLU

DéSqina*
Thu 25 June 2009, 06:22 pm GMT +0300
GÖNLÜM YANGIN ERTESİ
-Cemal Süreya için-

Yine avlusundayız
Güvercin göklerinin
Mor ayazlar avlusu
Günlerden pazartesi

Mahmur sevda yorgunu
Çıkmıyor sabahlara
Ey cinayet vurgunu
O dalgın gülümseyiş

Masalarda çizilmiş
Bir resim terkisinde
Söylenmemiş acılar
Hiç yaşanmamış gibi

Hem tende duymak teni
Canı candan saymamak
Vermek her isteyene
Tabaktaki bozukluk

Nerde bardaklar nerde
Nerde sevgi pınarı
Alazı vurdu geçti
Yaktı cemalin narı

AYDIN HATİPOĞLU

DéSqina*
Thu 25 June 2009, 06:22 pm GMT +0300
GÜN
Perdeyi açıverince
Üryan bir sabah takılıyor dallara
Gümrah gözlerinde çiçekleniyor şafak
Mahmur saçları çözülüyor gecenin

Çığ düşmüş yapraklara yazılı
Rahvan yazgısı yoksulluğun
Kınında hüznü taşıyan bir çingene şarkısı
Uzuyor tekerlerin tıkırtısında

Sevince bulanıyor elin
Sokakta kuş seslerini siyaha boyayan çocuk
Kapıda gün
Hakkını helal et sevgilim

AYDIN HATİPOĞLU

DéSqina*
Thu 25 June 2009, 06:23 pm GMT +0300
GÜN OLUR...
Gün olur
Ölür içindeki kıvılcım
Duyarsın yitişin sızısını
Kimliksiz bir kız ikiz doğurur
Dil yalnızlığı yoğurur
Biçimde

Kim bilir kim bulur
Asker postallarımın izini
Alır götürür tarzı nevin vapuru
Çocukluğumun firuze denizini
Bekler hâlâ salacak iskelesi
O sesi

Hecelerken geleceğin yangınını
Bakarsın deler kuzeyli kadınlar
Bu ürkek ülkenin karanlığını
Kırık acemi sözcüklerden
Anlarsın bir çığlık gibi
Sönmüş ateş

Çağır sağır kayalardan
Üzengisini sürüyen yağız atlıyı
Ayakları kan
Bak gümüş ışığında yalabir
Soluğu tükenmiş tanrısı
Umutsuzluğun

AYDIN HATİPOĞLU

DéSqina*
Thu 25 June 2009, 06:23 pm GMT +0300
HANIMELİ
Gün mü uyanıyor
Gül mü
Yaprağında çiğ tanesi
Kokla/sam

Süt mü sızmış balam
Gül memelerden
Bir bebek gülüverse
Okşasam

Seher yeli geçer gibi
Gelin dalından
Dağıtsan saçlarını
Uzan/san

Bir çin porseleni kadar saydam
/Sırçadandır gümüş teni sırçadan/
Düşlerin ürperir mi
Dokunsam

Sanki mermer heykellerde yaşayan
Kadim yunan
Yakın dursa da
Uzak /san

Bir de pamuk toplarken gör tarlalarda
Türküsünü tutturmuş mu sana usuldan
/İnci takmış sedef gerdan üstüne/
Düşün/sen

Pembe bulutlar dağılır yüzünde
Ak laleler gibi durur elleri
Eğilip su içer gibi çeşmeden
Öpsem

AYDIN HATİPOĞLU

DéSqina*
Thu 25 June 2009, 06:24 pm GMT +0300
İPİN UCU
Sabahlara yalnızlık gibi çıkıyor
Yorgun iklimlerin sürgün alacası

Pus sabaha bulanıyor sabah gerinen güle
Kurumuş düş yapışkanlığı da cabası

Neden öyle kırgın bakıyor resimlerde
Camda bir fesleğen hüznü perde arası

Pus güne bulanıyor gün kana kan acıya
Camda gama boyanmış bir karanfil sevdası

Kara kıl çadırlardan dünyaya açılan yaz
Balaca bir kuş içinmiş çınarın kocaması

Camda kıpkırmızı sardunyanın sevinci
Yüzüm umudun bayrağı yüreğim bozgun sonrası

AYDIN HATİPOĞLU

DéSqina*
Thu 25 June 2009, 06:24 pm GMT +0300
KAÇMA DUR
Gölgelenir
Işıklı gözlüklerin
Solgun yıldızlar taşır
Gagalarında tutsak kuşlar

Ham ervah
Bir sarhoş çığlığı gibi
Boşlukta sallanır mısraların
Kaçırma gövdeni

Gelincikler
Boynu bükük kalmasın
Kırılmasın sevginin heykelleri
Ve uzay yıllarında soluklansın
Sesi delikanlı coşkularımızın

Alıp götürdüğün
Sararmış resim
Nice zamanların nakışından süzülmüş
Hüzünlü bir seferberlik türküsüdür

Bir derviş gibi düşün kendini
Bir bütünün içinde
Sevinçlerin acıların çilelerin içinde
Kavgaların umutların sevdaların içinde

Kaçma dur
Korkularına sarıp sarmaladığın hançer
Otuz yıllık merhabamdır

AYDIN HATİPOĞLU

DéSqina*
Thu 25 June 2009, 06:25 pm GMT +0300
KANLICA
Sen zehir yeşili bir resimsin
Kararmış çam ormanlarından
Eski izniklere sıçramış acı
Ellerinde pürüzsüz beykoz izleri

Sen serin bir çizgisin
Uçuk denizlerin zemherisinde
Çeşmibülbül burgacında yükselip
Umuda huruç eden selçuki derviş

Sen zor bir küheylansın
Özgür ırmaklar akar soluğunda
Bakar mermer merdivenli tapınaklarda
Donmuş gülümseyişiyle meryem

Sen bir masalsın düş kuşaklarında
Yasak sevdalar yazan elyazmaları
Hirada inzal olan büyü ve cinsellik
Gün görmemiş bir köy kızısın belki de ilk

AYDIN HATİPOĞLU

DéSqina*
Thu 25 June 2009, 06:25 pm GMT +0300
KARA...
Kara
Kara/nlık
Çözülüyor tel tel
İpek bir şalın dalgalarında
Parlayıp sönen yıldızlar
Yansıyor laciverde

Kara
Kara/nlık
Bir keman akıyor ırmakta
Kadife gözleri kara sürmeli
Bir çingene kızı bakıyor
Uzayan kıvrılan savrulan
Yılan dilli alevlerin ardından

Kara
Kara/nlık ışıyor
Geceye ay vuruyor
Irmağa gün
Dökülüyor büklüm büklüm
Ak yuvarlak yamaçlardan
Kırk örük kırk ibrişim
Şavkıyor şafak
Dağlanıyor ellerim

AYDIN HATİPOĞLU

DéSqina*
Thu 25 June 2009, 06:26 pm GMT +0300
KARİYE
Teninde doğum fırtınaları
Gölgesi durgun suda uyuyor ulu çınar
Uzak umutlar süzülüyor usundan
Prizmasından tarih geçiyor

Gün güle değiyor hüznünün gergefinde
Gamdan örülmüş bir tülün ardında elin
Süt ve gümüş sim ve ipek
Tutuşuyor özlemin penceresinde

Bin yıl ötelerden bakıyormuş gibisin
Altın demir ve kobalt pırıltısıyla
Derin lacivert bir göğe yükseliyor
Sunakları ellerinde binlerce esin

Bak bu sensin billur ışığı sesin
Bu senin giysilerin kıvrımlarıyla susan
Sanki biz kariyede bir mozaik bahçesiyiz
Buhurdan ve şamdan ve tütsü ve ayin olan

AYDIN HATİPOĞLU

DéSqina*
Thu 25 June 2009, 06:30 pm GMT +0300
KAVRUK
Öyle uzak ki susuşun
Isıtmıyor saydam sokakların cumbalarından sarkan
Acılı sonbaharı

Hangi boşluğu dolduruyor çığlık çığlığa
Bir karabasan uçurumunda yüzünün duru giziyle çizilen hüzün

Bastırılmış korkuların alanları doldurduğu
Uzun sürmüş karanlıklarda çoğalan
Çocuksu gözlerdeki ışık

Yalnızlığın saçlarından derin kuyulara
Göz yaşları gibi dolan umutsuzluk
Ve kavruk bir gül çoğalıyor

AYDIN HATİPOĞLU

DéSqina*
Thu 25 June 2009, 06:30 pm GMT +0300
KEDİ
Usulca okşuyor sesi sabahı
Güne ulanan bebek uykusu
İğdiş sevinçlere hazırlanıyor

Usulca geriniyor düş günlerine
Eşkiya doğası çiziyor sınırları
Sağıyor sevginin memelerini

Usulca sofalara sızıyor korkusu
Özgürlüğü bilmiyor kuşatılmış
Kıyısında hiç yaşamadığı sevda

Müstevli ordulardan arta kalmış nefer
Yalnız ve içedönük kimi zaman da
Usulca çıkıvermiş mısır tarihinden

AYDIN HATİPOĞLU

DéSqina*
Thu 25 June 2009, 06:31 pm GMT +0300
KIRGIN
Tam güle uyanıyordum
Kent büyüdü
Sen sabahı soluyordun dünya güzeli
Taş kapılardan geçtik serin avlulardan
Yaprak örttü gülüşünü ay dürüldü

Gözleri bağlı dönüyordu bostan dolabı
Tenha sulardı yürüyen
Ab ve hayat
Tohum toprağı zorluyordu
Köz ateşi
Gül yangını en firaklı menevişi
Elimde bir avuç kül
Meğer kuş büyütmüş koynunda seher

Tam güle uyanıyordum
Küstümsuyu hilâl oldu eridi
Ormanın elleri vardı tırnakları gül
Kan kuşandı dal güne ulandı
Onmaz umut kırgını gülüşüne

Şarkılarla yürüdüğüm ıssız patika
Serçeler üveyikler sürüngen sesim
Ay uluyor aynası gizemlere gömülü
Ve şaşıyor çocuk ay yürüdükçe
Gün içinde taşıyor sürgününü
Yum gözlerini güzelim sür gününü
Güz trenleri işte hüzne tarihçe

Tam güle uyanıyordum ellerim cam kırığı
Seher mi vurdu seni ninni bebeğim ninni
Al beni apar beni erguvan yağmurlara

AYDIN HATİPOĞLU

DéSqina*
Thu 25 June 2009, 06:31 pm GMT +0300
KOZA
Orda duruyor orda
Uzatsam ellerimi
Sarınmış sarılara
Bal peteği saydamı

Orda bir erimlik yer
Billurdan bebek teni
Ben ne ceylanlar gördüm
Ürkek mahzun bakışlı

İşte orda duruyor
Dişi bir tay toynağı
Duru sulara vurmuş
Sabahın ışıltısı

Yüreğine değiyor
Şiirin tül kanadı
Buluta uçuyor kuş
Bulut dala konuyor

Dokunsam beyaz bir tüy
Okşasam düş oluyor
Sonra serin saçaklar
Kırılmış bahar dalı

Karanlığa çarpıyor
Çırpınan çılgınlığım
İşte burda burada
Uzatsan ellerini

AYDIN HATİPOĞLU

DéSqina*
Thu 25 June 2009, 06:32 pm GMT +0300
LEVNİ
Her şeyin bir rengi vardır bilirsiniz
Özgürlüğün rengini bilir misiniz ya umudun
Korkuya boyanmasın yüzünüz
Bulaşmasın yılgınlığın karası üstünüze

Sevincin rengini hatırlayın bir
Hatırlayın çocukluğun şeker pembesini
Delikanlı günlerin nar çiçeğini
Hayata ısındığımız turuncuyu ve şehveti

Sonra kızılın hüzne karıştığı yer
Şimdi uzak bir ülkedir nefti hiç gidilmeyen
Sarı sarhoştur daima ve yılgındır hep
Durmadan tükenmenin şarkısını söyler

Eski bir sevda yaşar limonküfünde
İncecik bir sızı yayılır damarlara
Sessizce sezersiniz haki ölümün rengidir

Hüznün rengini biliriz zulmün rengini
Kahrın rengini biliriz adımız gibi
Adımız gibi biliriz inancın rengini

AYDIN HATİPOĞLU

DéSqina*
Thu 25 June 2009, 06:33 pm GMT +0300
MASAL MAVİSİ
Kalabalık kıpırtılar içinde
Gizli saklı karanlıklar içinde
Koparılmış bir gül yaprağı gibi
Yüreciği titremeler içinde

Sonsuzluğun sınırında duruyor
Çiçekler takınmış reyhan kokunmuş
Hayatın devingen beşiğinde uyur gibi
Gülücüğü ışıltılar içinde

Akşamın hançeri hüzne boyanmış
Acımasız rahim sevecen mezar
Ölüme bir nokta düşürmek için
Bağrında inciler duruyor gibi

AYDIN HATİPOĞLU

DéSqina*
Thu 25 June 2009, 06:33 pm GMT +0300
MEVSİM HAZAN / DİLDE HÜZÜN
Günün soluğu balkon
Engin mavi çiçekler
Sararmış göğün yüzü
Kırlangıçlar tavafta

Son bulutlar da aktı
Soğudu işte güneş
Boşluğa düştü sesi
Yorgun çıngırakların

Özgürlüğün arabası sırçadan
Koşar dörtnal zayıf atı
Korkusunu kırbaçlarken
Sürücüsü durmadan

Gün bitti mevsim hazan yapraklar
Taze ceviz satar surda bir şopar
Ey yazıcı uyuma ateş altında dünya

Kan ağlar yüreğin gece sabaha değin
İnsanlar ne yapar ya çocuklar ya kadınlar
Gün bitti mevsim hazan dilde hüzün

AYDIN HATİPOĞLU

DéSqina*
Thu 25 June 2009, 06:34 pm GMT +0300
NEVRUZ VE EROS
Duman sarmış dereleri
Geceye direnir bülbül
Alnında dağ otlarının kokusu
Dudağı bağ bozumu
Dili bal

Tül tül olmuş bulutların ardında
Buğulu koyaklar kıraç tepeler
Sıcacık coşkusunu yineler
Seher vakti seken keklik
Orda kal

Issızlık canda can uykudadır
İncecik bir dokunuş bir nefes
Bahar inmiş dala yuvasında kuş
Çözülmüş dağların karı
Gülü lâl

AYDIN HATİPOĞLU

DéSqina*
Thu 25 June 2009, 06:34 pm GMT +0300
NİŞAN
Suların uzak denizlere vardığı yerde
Uçsuz zamanlar çiçeği
Lanetli zakkum
Sağıyor yitirilmiş maviyi ıtırlardan
Yüzüm bulutlara boyanıyor
Ey çocuk aklım

Savruk bir yağmur sonrası
İçe kapanış
Duyarsızlığı sürüyor üstümüze
Sekerek bir küfürden geçiyor pırıltısı
Ne yağmur duyuyor sesi
Ne pencereler

Her şey yarım yamalak
Yarım yamalak sevi
Bir kadın köpeğini salıyor özgürlüğe
Koşup bütün zamanlara sağıyor sevincini
Gizemli perdeler sarmalıyor evi

Tanığımdır yaşlı çam
Sarmaşık sömürgesi
Hayatı savunan nefesin nefesimde
Bir sese nişanlıyorum solgun bir sesi
Yalnızlık bakıyor aynadaki resimde

AYDIN HATİPOĞLU

DéSqina*
Thu 25 June 2009, 06:35 pm GMT +0300
NURİ İYEM'İN KADINLARI
Sarı sarmış başına
Oyaları belirsiz
Karanlığa bulanan yüzünde izi
Acılar ırmağında çimmiş hasreti

Bir gözü yalnızlık bir gözü umut
Güneşe durmuş gülüşü
Pembe urba yad zamanlardan kalma
Güz çiçekleri gibi bakar hüzn ile

İkinci kız doğuranda anası
Al bastı dedilerdi başında al kurdele
Kıştı kızıl şerbet içemedi
Yemenisi sallanıyor rüzgârda

Uzatmış da ellerini bulutlara tutunur
Yüzü kavruk içi yangın başı kül
Kuşağına kuş işlemiş kızlığında muştuluk
Gün yüzü görmeden yanmış güneşte

Üç kadın birbirine bakıyor
Biri ergen biri avrat biri dul
Yazması kara işlemesi pul
Gözleri haktan sürmeli kaşları rastık

Mavi bağlayanı iki canlı bir gelin
Ak güvercin pus eyliyor elinde
Ak örtüsü gölge etmiş yüzüne
Kim görecek ellerini durur hüzn ile

AYDIN HATİPOĞLU

DéSqina*
Thu 25 June 2009, 06:36 pm GMT +0300
PARK
Avare ağaçlar ülkesinde
Sağır duyarlıklar ırgalanıyor
/Sağır duyarlıklar avare ağaçlar ülkesinde/
İhtiyar bir güneş yıkanıyor kendi aydınlığında
/Yıkanıyor yar/
Gizli hapisanecisi zamanın

Yorgun kadınlar denizinde
Ebruli akşamları taşıyor iyonyalı gemiciler
Ambarlarında yıllanmış hüzün
Gamdan ve kandan dokunmuş yelkenleri
Yorgun kadınlar denizinin gemicileri
Çaparisinde boncuk gibi sevdalar dizili
/Sevdalar dizili yar/
Kahır yüzlü bilge balıkçılar

Hırsız gecenin sundurmasında
Bir yalnızlık gibi ay
Mağrur ateşçiçeklerinden saklıyor sakallarını
Hülyalı bir sehere
/Hülyalı bir sehere yar/
Bırakıyor sarhoşluğunu

Mor salkımlar sallanıyor rüzgârda
Mor çiçekli mor gülüşlü dul analı çocuklar
Bir pamuk şekercisi
Suskusunu boyuyor
/Suskusunu gülüm boyuyor yar/
Bir çocuğun kaçıp giden balonu
Göğün laciverde dönen derinliğinde
Yılgınlığın kıyısında hüzne yoldaş oluyor
/Hüzne yoldaş oluyor yar/
Bir çocuğun balonu
Eskimiş korkular kanırtıyor geceyi
Emekli bir deniz soluk soluğa
/Çırpınıyor gülüm çırpınıyor yar/
Tükenirken delikanlı zamanlar
Aynı kandan türküler yankılanıyor uzak
/Aynı kandan türküler aynı kandan ah/
Umutsuzluk yasak

AYDIN HATİPOĞLU

DéSqina*
Thu 25 June 2009, 06:37 pm GMT +0300
SON DEĞİL
Yatıyor boylu boyunca
Ne yanıyor ateşler içinde başı
Ne buz kesiyor ayakları
Yürümüyor damarlarında kanı
Canı yanmıyor
Uyanmıyor -ne kadar uyandırmak isteseniz-
Yarı aralık gözleri görmüyor
Sarmış kara bir kefen gibi
Karanlık her yanını

Ağır
Suskun
Sağır

Gülmüyor ağlamıyor
Sevinmiyor üzülmüyor
Bağırmıyor
Ne sevgi ne nefret
Ne korku ne acı ne umut ne karamsarlık
Onu ilgilendirmiyor artık

Sessiz
Tepkisiz
Ölü

Ölüm sonu değildir hayatın
Hayat sürüyor
Hayat gözyaşlarında
Hayat gülüşlerinde
Çocukların

AYDIN HATİPOĞLU

DéSqina*
Thu 25 June 2009, 06:38 pm GMT +0300
SUSKU
Sis susuyor
Dallarına şeytan uçurtması takılan ağaç
Örtüyor sisin sessizliğini
Hüzünlerle ıslanan uzun bir es
Sürüklenen bir kuş ölüsü kaldırımda

Kadın susuyor
Sabah
Gün suskuya bulanıyor
Tek başına karşılıyor kurumuş bir hayatı
Ah o çocuk ağlaması dolduruyor sokağı
İhanet /bir de sevda/ susmuyor
İyi ki susmuyor iyi ki
İyi ki tırmalıyor kanatıyor parçalıyor

Karanlık susuyor
Ölüme ulanan kızıl sarmaşıklar
Dallarına seytan uçurtması takılan ağaç
Bir de ağlayan çocuk
Durgun sulara sarkıtıyor yalnızlığımı
Kör kuyulara
Susku yürüyor kente

AYDIN HATİPOĞLU

DéSqina*
Thu 25 June 2009, 06:38 pm GMT +0300
SUSKUN..
Kayık yüzdürüyor çocuklar
Çamur gölünde
Kâğıttan kayıklar
Mutluluk rüzgârlarını doldurup
Yelken açıyorlar özgürlüğe
Islanıncaya dek

Kısacık bir suskunluk
Islaklığın peşi sıra
Sonra yeni bir kayık
Bir kayık daha
Çamur gölü yutuyor durmadan
Umudun küçük teknelerini
Ardından upuzun bir suskunluk
Ağlamayı unutmuş çocuklar
Alışık

AYDIN HATİPOĞLU

DéSqina*
Thu 25 June 2009, 06:38 pm GMT +0300
SÜRGÜNÜM YALNIZLIĞA
Karanlıktan korkan çocuk
Boğulmuş çığlıklara koşuyor
Boş tenekeler takılıyor ayaklarıma
Soluğumu tıkıyor sokaklardan akan çiğfe

Bir papatya beyazı çiğneniyor
Kirli agorasında başkentin
(Ve ormanlar yanıyor)

Haramiler tanrı tacirleri bezirgânlar
Ölüm alıp ölüm satan/lar
Bir bebek gülücüğünü pazarlıyorlar haraç mezat
(Ve ne kadar soylu şey varsa insana ait)

Faili meçhul bir kayıptır yüreğim
Dar kapılarda sıkışan tuzaklara açılan coşku
(Ve camları kıran bahar )

Ciğerhun anaların bağrında
Yırtık fotoğraflar gibi kanayan yurdum
(Yalnızlığa sürgünüm)

AYDIN HATİPOĞLU

DéSqina*
Thu 25 June 2009, 06:39 pm GMT +0300
TAN AĞARTISI
Uyuyorsun uyuyor su
Ten sesinle ağarıyor sesim
Dal dala yaprak yaprağa değiyor
Ürperiyor nefesim incecik nefesinle

Diken gülü gül dikeni sınıyor
Semaha duruyor canlar yavaştan
Rüzgârla yarışan kuşlar dönüyor
Bir kedi bakıyor kuşkulu kuytulardan

Düm tek vuruyor tef ve kudüm avlusu taştan
Ten yanıyor tin yanıyor tennenni tenenen
Can ve nefes ten ve kafes ney yanıyor aşktan

Eriyen ruhlarımızdır lavlar gibi akan
Ve kavuran hüznün doyumsuz gülünü
Sevdanın ağır vadilerinde korlar gibi her an

AYDIN HATİPOĞLU

DéSqina*
Thu 25 June 2009, 06:40 pm GMT +0300
UZUN HAVA
Dağların şarkısını söylüyorum
Günlerden sabah
Ülkelerden yalnızlık
Elimde acemi bir karanfil
Sıcak özlemlere bastırıyorum
Ölümün ikindisine uçuşan güvercinler
Tutuşturuyor çobançiçeği sevdalarını

Saçların şarap kokuyor ellerim tütün
Avuç avuç alıç topluyor karanlık gözlerin
Sessiz suskun yorgun
Bu kimin duvarları bu kimin
Penceresiz ışıksız soluksuz
Bu bağrımıza çöken çeki taşı
Bu balçık karası bu korku bu bizi ezen

Ben bu dilin oğluyum bu köylü dilin
Toprağın üstüne oturmuşum
Hayat deli yağmurlarda taşkın sularda
Yıkımlarda yeşeriyor gibi
Sırtımı bir ağaca dayıyorum
Ağaç kıpır kıpır toprak coşkulu
Ben hüzünlü bir şarkı söylüyorum
Hüzünlü

AYDIN HATİPOĞLU

DéSqina*
Thu 25 June 2009, 06:40 pm GMT +0300
ÜSKÜDAR
Ak libasına sarınmış lacivert akşam
Sönmüş yangın ıssızlığında karşı kıyı
Işıltıyla bakıyor tambur rengindeki cam
Dingin gülüşünün derinliğinde

Durmadan akıyor ve sürüklüyor anlamı
Ahşabına zamanı sindiren yalı
Yakamoz titreşiminde karar kılan
Hüznü hüzzamda vuran bir ses aramalı

Eski ormanların yetim dalları yaban
Tutuşmuş bir nefes huruç ediyor
Yankılanan ezgisi takılıyor ağlara
Su sesi saydamlığında bir bakıştır o an

AYDIN HATİPOĞLU

DéSqina*
Thu 25 June 2009, 06:41 pm GMT +0300
VAPUR
Seherdir
Sokaklarda kendine şaşan tek tük ayak sesleri
Kimi kez tarlalar sürer gibi
Dalıp gider çizgisine cıgara dumanının

Bir vapur kalkar istanbuldan
Her yanı istanbul olan bir vapur
Döner çark
Döner çıkrık
Canavar düdükleri
Polis düdükleri
Ve vapur
Uzak
Buruk
Kanar yüreğinde yanık bir sevda türküsü
Yüreği
Kırık
Sanki yenicamide bir güvercin vurulur
O saat venedikte güvercinler

Elleri ne kadar güvercin
Birbirine bağlanıyor
Gözleri özgür
Bıyıkları gür
Çığlık çığlığa martılar
Çark çark
Çıkrık çıkrık
Çark çıkrık
Çıkrık çark
Bir vapur köpük köpük rıhtımdan ayrılıyor
Bir vapur telaş telaş
Tırnaklarım avucumu deliyor
Cıgaramı çiğniyorum apacı
Dönen dünyadır bu gıcırtıda
Duyulur
Kara vagonlarda hiçlenen bir serserinin
Bütün bunaltısını yüklediği bir vapur
Bir vapur
Bir kelepçe
Bir abdülhamit
Dönüp bakmıyor yedi on yolcuları elleri simit

Seherdir
Kendine şaşan tek tük ayak sesleri
Doldurur sokakları
Kuşlar daha karışmamıştır şehrin gürültüsüne
Ağaçlar daha bir ağaçtır bu saatlerde
Uzak uzak yankılanır su sesleri
Uzak uzak kurbağalar

Seherdir
Yiğitlere su vermekten döner kızlar
Bir kadın uykudadır
Bir kadın uyanık
Bütün bardakları sevgiyle doldurup
Yüreklerine akıtıyorlar
Sonra bütün yüreklerini sevgiyle doldurup
Hayır diyorlar
Pişman değiliz
Vapura telaş telaş bindiriliyorlar
Vapur baştan başa istanbul
Bir vapur
Bir kelepçe
Bir istanbul
Döner çark
Döner çıkrık
Çark çark
Çıkrık çıkrık
Çark çıkrık
Çıkrık çark
Bir kadın
Yüreği kırık
Gözleri özgür ya bu çok önemli
Başka hiçbir durumda bir insanın gözleri
Böyle özgür olamaz
Ve başka hiçbir durumda bir insanın gözleri
Bir selamı böyle sıcak alamaz
Gün doğar
Kimseleri şaşırtmadan yeşerir kavga
Bir umut
Bir çığlık
Bir yenilgi
Bir kadın bir çocuğu büyütür usulca
Nasıl büyütür kimseler bilmez
Nasıl sarar sevgilerle
Nasıl besler umutlarla
Kimseler bilmez
Bir yokluğu bir yokluğa katarak
Höllüğünü ince eler büyütür

Bir vapur
Ayırır anayı yavrusundan
Bir vapur bir tel örgü bir istanbul
Canavar düdükleri havada vızıldar
Bir ananın süt damarı sızılar
Yavrum yavrum
Başörtüsünde ömürlük çilelerin dokuması
Bir kahramanlıktır analık
Bir mermeri yontar gibi sabırla
Değişen dünyadır yeşeren kavgada

AYDIN HATİPOĞLU

DéSqina*
Thu 25 June 2009, 06:41 pm GMT +0300
VE
Haydi tut ellerimi sıcacık yürüyelim
Bulanık bir sonbaharı saçlarına sindirerek
Eski coşkular yoldaşı çınar gölgelerine
Bastırılmış tutkuların deprem kuşaklarına
Hırslı çocukların yürüdüğü sokaklara
Al kurumuş yapraklar gibi sakla bu hüznü

Ölümle oynayan çocuklardık daha
Alaca gömleklerimiz sızıyordu tenhalara
İşte yine pencereden atılmış
İntihar süsü verilmiş bembeyaz bir yüz
Bir kadının sevdasını bıçaklıyor güz
Herkes dulbaşına kalıyor
Çiçekler çürüyor
Çürüyor solgun dostluklar

Bir nabız vuruşu duyulsun tut
Ölü kentin aylak karıncaları saklasın suskusunu

Devinsin sarhoş yosunlar durmadan
Edilgen kaygıların burgacını tırmanalım
Tutunalım karanlık dallarına selvilerin
Kimselerin duymadığı çığlıklarımız
Ulansın birbirine
Tut ellerimi sıcacık tut.

AYDIN HATİPOĞLU

DéSqina*
Thu 25 June 2009, 06:42 pm GMT +0300
YALNIZ KARANFİL SOKAĞI
Rüzgârın rengi hazan
Yalnızlığa değiyor
Bıçak kesilmiş ufuk
Kavrulmuş un kokuyor

Çocuk gözümde ölüm
Suya düşmüş yaralı kuş
Düşe değiyor ellerim
Umutsuzluğu okşuyor

Kuşlar ki en kadim yerli
Surlarında eski kentin
Giderler bir eski kentten
Bir eski kente giderler

Güneşin rengi sevda
Sesinde papatyalar
Çalar yorgun bir zamanı
Bulut katarı anılar

Parkın sevdiğim yanı bu
Ben gelince herkes gelir
Dokunsa elime elin
Bütün güvercinler uçar

AYDIN HATİPOĞLU

DéSqina*
Thu 25 June 2009, 06:42 pm GMT +0300
YAPRAK
Karanlık sıvışıyor
Korkunun denizleri saydam değil
Uyanıyor düşlerinden ırmaklar
Suda hüzünlü bir yaprak
Okşuyor saçlarını duygusallığın
Bir çiçeğin maviliği
Doyuruyor ergenliğimi

Karanlığı bir çam dalı başlatıyor
Önce ormanlar vardır
Dalgın çocukların sevdalarında
Rüzgarlar mı taşır hala
Eski çağlar baltasını
Gecenin bahçelerinde
Irmak kımıldıyor
Suda sevdalı bir yaprak
Ölümün tarihini yazıyor
Ve ırmak
Dağıtıyor yalnızlığı
Akarak
Kırmızı ve yeşil
Kendini bir yumruk gibi savuran
Suda çılgın bir yaprak
Coşku bir göçmen kuş çiziyor
Mavi defterine tutsak zamanların
Kırlarla
Dağlarla
Sevdalarla
Yaşanan
Nerdeyse gökkuşağı kadar kahraman
Suda ölü bir yaprak

AYDIN HATİPOĞLU

DéSqina*
Thu 25 June 2009, 06:43 pm GMT +0300
YÜZLER
Yüzlerinizde izliyorum yaşamın yansımasını
Acısı susulmuş rengi içe atılmış
Yüzleriniz aynasıdır yüreğinizin
Yanmış kavrulmuş yüzleriniz
...
Kiminiz gün görmüş hep gün görmüş hep
Şeftalibaharı tenli bakışları tafralı
Kiminiz hin kiminiz cin kiminiz hiç bakışlı
Çiçekbozuğu kiminiz şark çıbanlı urfalı

Avurtları kemirilmiş duruşu hüzzam
Sarı kara göz akları göz altları mor
Yanakları pörsümüş örselenmiş saçları
Limonküfü doyumsuzluk derin çizgilerinde

Kimi candan dudağında gülüşü
Kimi içten pazarlıklı hınzır sakallı kimi
Kiminin çeyiz umutlarında allanmış yanakları
Bir iz yaşanmışlıktan bir iz yaşanamamış

Siz yüzünde yaşamın çeliği parıldayan
Sıkılmış dişleri çene kemikleri sağlam
Sen gözleri derin kuyular gibi duran
Elmacık kemikleri solgun adam

Benzi onur kırığı ufku deniz
Ey su damlasındaki giz
Yaşamın şehvetindeki yüz
Ölürüm sizi yazmasam

AYDIN HATİPOĞLU