Array
DéSqina*
Fri 12 June 2009, 11:31 pm GMT +0300
DIŞARDA TAŞLAR
Zamanın ve güneşin beslediği miskin bıldırcınlar,
Erimiş kanatlar ve ayaklar,
Rüzgarın uzun takvimi,
Yitmiş kayıt çizgileri
En uzun ömürlü ağaçlarda.
Gel bana,
Ömrüm kısa,
Gün boyu toprağın sıcak mıknatısıyla
Kurumuş, bedensiz bir gömlek gibi.
Sar göğsümü, sıvan sırtıma,
Sen kaynamış sütün ince kabuğu,
İnandır beni kendine
Hem ağzından çıktı bir kere
'Seviyorum' sözü
Boşlukta başı dönen küçük bir nar fidanı gibi.
ADNAN ÖZER
DéSqina*
Fri 12 June 2009, 11:37 pm GMT +0300
DÜZ YANILSAMA
Biliyor musun hangi düşte olduğumu? Hangi yıldızdan çekmeli yerimi saptayacak ışık çizgisini?
Yeryüzünü karıştıranım ben; yeri bulunmaz artık andığım eşyanın.
Yazdığım deniz nerde? Hangi bellekte köpürür böylesine?
Bir top kar olduğum dağlarda soluk gibi alıp verdiğim çığlık içimi kürüyor,
Anıların karı geçiyor dışavurabildiğim dağ silsilesinden..
Yıllar sonra... Sade yalnızlığım ben; hem gece hem müzik insandaki zamanı şarkılayan
Sen öbür kulbu çınıltılı ağzıyla suları ıslıklayan yalnızlık testisinin; hayatın
(Belki de benim hayatımın) öbür ucu. Yuvarları dur yüksek çocukluğunun sekssiz küresiyle
Seni kıracak sözleri kovmak için belki de bu cin kovma duası,
Müslümanların Allahülayisi bu karaladıklarım..
Üstünler ve öterelerin uyumunda rahatlar saçlarında sıçrayan sarışın maymunların mistik uykusu.
Sevgilim, yalnızlığımın bitip tükenmez çeyreğinde en büyük zinam, ruhuma meraklı bir ruh,
yüksekten düşme korkusu, gittikçe hızlanan hız, gözalabildiğince kız...
Dinle bak, kavuşuyor bir fırtına içinde iki kışkırtılmış ateş.
Siste kül olup dökülen bu sonsuzluk tutkusu kimlerin?
ADNAN ÖZER
DéSqina*
Fri 12 June 2009, 11:38 pm GMT +0300
GİZLEDİKÇE AŞK
Kışın soğuk balıktan günlerini sayıyorum ağımda.
O yaza hiç dönülmeyecek!
O başlatılmamış, o varsayılan ortasında yaşanmış sevda
yakılmamış bir mum gibi aklımda.
Kesik ağzıyla suları eğrilten
Boğaza karşı durup da
Oraların kuşu yalıçapkınını hecelemiştik
Beyaz bir yelkenli gecesiyle sulara.
Kışın vurgusu açık, bağımsız bir ses,
Esiyor bize değmeden, bizden almadan
Hiç uğramadığımız bir yerlerden doğruca.
Uçuyor cinsiyetin kindar ağzıyla.
İbret olsun diye savuruyor
Uzaklara bir meddücezir haritasını.
Ne uzanma, ne geri çekiliş;
Biz varsayılanın ortasında
İki içine işleyen zaman,
İki uyurgezer nokta.
Şimdi sen bile bu şiir için
Çeperleri kapanmış, kendi başına bir ses,
Kışın soğuk balıklardan takviminde
Sadece kendine dökülen bir yapraksın.
Yalıçapkını yeni bir sözcüğe uçuyordur şimdi
Bilmediğimiz bir lugatta.
ADNAN ÖZER
DéSqina*
Fri 12 June 2009, 11:39 pm GMT +0300
KAFİLELER
Ne arıyorum çarşıda
Tezgâhlardan düştü ellerim
Ne alıp ne satmaya
Uzun sokaklar düşlemek benim işim
Yaza bakan, kireç boyalı
Koştursun güneşin limondan atları
Alkışlanarak
Çırakların çürük lastik kokan nefesleriyle
Kimin aslıyım ben
Ne yüz oldum ne ayna
Azdı gençliğim
Aya doğru tutulan çarşaflar arasında
Anladım hep aynı kadındır sokaklar
Yokuşlar gevşemeyen orospular
Ne pamuk ne de zambakla
Tarih olsun diye geldim buralara
Son kez Ferat'ta yıkadım saçlarımı
Billûr çıkardım eskiden
Daha sığ bir deniz için
Koridorlara girdim sonra
Büstlerin ezdiği zamanı kullandım
Boşuna,
Telâşlanmaz artık şehirli
Yaka yırtıp ünlesem
Göstersem
Varoşlara sürtünerek geçen kafileleri
Kafileler kafileler
Barbar Atilla'nın taylarıyla çekilen
Şehirler kuruldukça
Uğraklar yitiren kafileler
Geçerler yine de
Varoşlara sürtünerek geçerler
'Yeryüzü hep delikanlı' diye haykıran
Yiğitlerle dolu kafileler
ADNAN ÖZER
DéSqina*
Sat 13 June 2009, 12:09 am GMT +0300
KIRLARA VEDA
Gözyaşlarının gücü vardı eskiden
Irmak yüklü adamlardır, tuz katarlarının ardınca giden
Gölgemizde damlaların bıraktığı izlerden
Açılırdı hayal, tuzun sudan bukağısı çözulurken
Utanır arınırdık şehirde fazla kalmak suçundan,
Akıl danışırdık yağmura, nasıl döneriz
Evlerimize doğru yollarından,
Nasıl fener yapıp kemiklerimizden, tütsüleriz
Gecenin mor arılarını çıkınca kovanından.
Çoraksa gece, saçlarda yıldız, gözlerde yine yağmur,
Sarı bir zaman dilimi gibi fenerler
(Mum yanar, yağ dolanır, mumyalar toprağı çamur)
Kandaki yaralar gibi gülün ağrıttığı dikenler,
Ardımızdaki yoksul ve yerli bir söylenti...
Böyle yürürdük ateşli ekinler gibi menzilsiz,
Yoktu buğdaya un olmaktan ötesi
Bulgur çeken kadınlardan doğduk ya biz;
Güneşi taşta sırmalayan o kırıntı bilgeleri,
Aya bakan sundurmalarda çatlak topkulu annelerimiz,
Sıcak bağımsız, güleç mısırımız, dindar soğan tilmizleri;
Topuklar, ah o topuklar ve kerpici terkedişimiz.
Kızıl toprak ve iri saman, yani Allah'ın harcı
Gözyaşlarının gücüyle eskiden
Serin eviçlerine sarı bir mahremlik sunardı,
Yağmur bir dua gibi geçerdi pencerelerden,
Yetim insan toprağın vicdanıyla doyardı.
Demem o ki, gözyaşlarının gücü vardı eskiden.
ADNAN ÖZER
DéSqina*
Sat 13 June 2009, 12:12 am GMT +0300
KİNE EZ ?
Bir devir aşk diye beni doğurdu
Aldı bedenimi Mağrip sıtmalarından
Nil diplerinden söktü ruhumu
Sisli denizlere açıldım bir zaman;
Ne altın ne meyve,
Yad olsun keşfettiğim kıyılar
Zamanın hayatla içlendiği çöllerde
Bir çadırım olsun yeter
Ne göreceğim aynalarda
Çağ bütünüyle yanılsama
İşkenceye alınıyor eşkalim:
Şehre yeni bir şamata
Gün gelmiş süslü satraplar ünlenmiş
Kaç defa ay doladıysa göğsümü
Kaç defa bulut püskürdüyse ağzım;
Hileli bir rakam düşürdüler sorguçlarından
Kadınlar, müziği halka sayan
Ey halk! Ey halk! diye çağırdığım
Zaman haritasında körfezler gibi çekilen
Hayale dalan rüzgârın önüne
Sergiler ve dut yaygıları açan
İnsanlık eğrileri, ketenpere çömezleri
Yandım daha çağlasında bademin
Bahçeler gözüme yeni bir şöhret
Özürün bir köşesinden öbürüne
Kenar otu oldum, bir fiy û care
Ben oldum, ben oldum
Ben oldum da ne buldum Temmuz'un kınnabında
Giderek lâl kafiye
Göllere vehmedilen gül dolaklı şadırvanda
Ama yine "gülün ölüm çağında".
ADNAN ÖZER
DéSqina*
Sat 13 June 2009, 12:12 am GMT +0300
MAKEDON GÜZELİNİ ARAYAN ÇİNGENE
Anız yangınları sıçramıştı
Yaban güllerine
Başakçılara sordum
Sordum sordum sordum durdum
Tirşe gözyaşları düşüyordu
Cam göbeği göğsüme
Göçen avcılara sordum
Sordum sordum sordum durdum
Keten tarlasından geçtim
Soluk soluğa
Ahlatçılara sordum
Sordum sordum sordum durdum
Sazlı çatakta dolandım
Yeşil yareler içinde
Taraşçılara sordum
Sordum sordum sordum durdum
Yâr seni sordum
Onbaşılar kollarımı bağlıyordu
Uzakta taliga yollarında
Tekirdağın hanları yanıyordu
Hasanağa deresi Ergeneden
Karanfil sapları yolluyordu
Bohçacılara sordum
Yemen illerinden ipeklilere
Şam boncuklarına
Yâr seni sordum
Sordum sordum sordum durdum
ADNAN ÖZER
DéSqina*
Sat 13 June 2009, 12:14 am GMT +0300
MARMARADA AKŞAM
Çıkar gelir alacakaranlık
Yeni sürülmüş tarlalardan
Her adımda biraz daha yiten topukları
Ve taflan külüne kokan elleriyle
Çıkar gelir
Her solukta bir dermansız hastalığın
İç kanamalarını çekerek sinesine
Dalgalarda çözer
Saçlarını alizeler
Fosfor su yüzüne vurur
Bir çağanoz çıkmak ister
Göğsünün sarmal dehlizlerinden
Ağır ağır yürür gece
Taşlarında otlar bitmiş
Aspendos'un sahnesine
Ve eski, alışkın bir oyuncu gibi
Okur ceneviz gününden kalma tiradını
Ak benekli gömleğini aranır
Soğuk kıkırdaklarıyla ürpererek
Kum engereği
Çıkar gelir kutup yıldızı
Işıltılı bir pelerin gibi savurarak
Samanyolunu
Bağdaş kurup oturur
Gök tapınağının mimberine
Deniz / ah! o uçsuz bucaksız göğsünde
Yeşil hareler oynaşan / deniz
Gece dev bir çoban gibi
Kara kepeneğiyle abanınca üstüne
Çırpınıp bırakır kendini
Vahşi bir aşkın öpüşlerine
ADNAN ÖZER
DéSqina*
Sat 13 June 2009, 12:15 am GMT +0300
MEDRESE İSYAN -1-
Düşlerimi "şerre" yoruyor bir deli kadın
Korkuluğumu kaçırttı kargalar
Dönecek bir evim yok
Uzaklara atıyorum şapkamı
Yüreğimi "hayra" yoruyor bir deli kadın
Besmele kokuyor şiirim
Duadır onlar sakalsız gençler için
-Kim öpecek onları?
Selâdır onlar kusurlu kızlar için
-Kim sevecek onları?
ADNAN ÖZER
DéSqina*
Sat 13 June 2009, 12:16 am GMT +0300
MEDRESE İSYAN -2-
"Kâinat" bölündüğünde ordaydım
Bir soluk yaprak düştü payıma
Arşa çıktım boynumun kuru dalından
Deniz zambakları ektim gök bir yana
Silin beni bu yaşamdan
Silin silebilirseniz
Beni katran, eski hint boyası
Budak reçinesi
Şair ve alçak
'Beşer' bölündüğünde ordaydım
Hasta çocuklar düştü payıma
Göğsümden indim öksüz düğünlerine
Erikler kuruttum göbeğimin karışında
Kılın beni bir rekâtta
Kılın kılabilirseniz
Ben şeytan ortağı
Hasırcı bıçağı
Şair ve alçak
ADNAN ÖZER
DéSqina*
Sat 13 June 2009, 12:17 am GMT +0300
MERMER ADASINA VEDA
Ayrılsam mı kavuşsam mı şaşırdım bu iskelede.
Kararsızlığın ortasında ihbar ediyorum belleğimi.
Tekrar ediyorum insanlığımı habire. Bir anda binip gemilere
uzak denizlerdeki mezarıma gidiyorum. Bir anda
vuruyorum rıhtıma
(Beyazlar giyindim; ipeğin ardında kırmızı patlamış
bir güneş akıyor etlerimden) .
Kışın anıları ve bu denizin dalgaları saklı saçlarımın uzayışında.
Söyle bana, yaşatmaya yazgılı mısın bu adayı;
beslemeye beyaz evleri
ve bir beton yengece benzeyen rıhtımı... yitirilişlerinle...
Ah, yitiriyorsun beni. Tutamıyorum mermerin güvenliğinde.
Yitiriyorum seni. Kalbim bir ada olmaz mıydı sana?
Gecikmiş zaman akşamı telaşla kaldırıyor sulardan.
Hızlı yunuslardan son bir tören.
Atıyorum kendimi gecenin kaplanına.
Parçalanışıma duyuyorum, bir türlü evcilleştiremediğim sevdam
seriyor etlerimi kayalar üstüne...
Ben bu kıyıda uyuyan kaplanım, üzdük sizi; artık elveda!
ADNAN ÖZER
DéSqina*
Sat 13 June 2009, 12:19 am GMT +0300
PAYLAŞILAN UYUM
Ne zaman onur duysam yaza verdiğim ömürcükten
Ve yalnızlığımı duyarlı bir duvarla paylaşmaktan;
Isınmış kuşlar getirir kibrit kutusu odalara
Yalnız gelişinin izleri olan bir kadının ayakları,
Kilimlere, çıplak betona dişi nakışlar,
Güneşten artırılmış menevişler... atar.
Bilir gökyüzüne bakmaktan ve
Evrenin yaratılış sırlarından korktuğumu.
Oturup diker yırtığımı, söküğümü
Kadınlığının topraksı edalarıyla.
Bense erkekliğimin folkloruyla çalkarım
Ona sunacağım dizeleri kafamda.
ADNAN ÖZER
DéSqina*
Sat 13 June 2009, 12:21 am GMT +0300
RÜZGAR DURDURMA TAKVİMİ
İnsan bir okyanus koymalı bazen arasına ayak izlerinin, sığınsa da kalbine gezerek ısıttığı karalar zalim kahramanı olmalı bütün terk edişlerin.
Çok görülmüştür kartalın kıyıdan döndüğü kaplanın yırtıcı merakıyla denizden yüzgeri ettiği,
ama bir kere olsun erkek dediğin bırakıp ardında ata mezarlarını uzak volkanların kaynayıp söndüğü adalara gitmeli, adını söylesin diye bir taşın içinden evini yakan ateş.
Bilmeli dünya sevdalısı, kandadır ateş gemisi, kadının uykusundan biçilen yelken bezi yüzdürür meçhule gidenin kalbini.
Ah bir dedikodudur hayat sıkıntı verip huzuru vaadeden: Tek armağan uğurlanış sözleri.
ADNAN ÖZER
DéSqina*
Sat 13 June 2009, 12:22 am GMT +0300
SENİ SEVİYORUM.
Seni seviyorum
Çağladıkça coşan su
Estikçe dellenen rüzgar
Ekildikçe anaçlaşan toprak
Öğütler bunu bana
Seni severken
Türküden türküye geçer ırmak
Toprak yaz yağmurlarıyla oynaşır
Öğle tozlarıyla dolanır rüzgar ufku
Adınla uyarırlar beni
Seni seviyorum
Bağda çillenen salkım
Dalda allanan meyva
Öttükçe kendini tüketen kabakçı kuşu
Öğütler bunu bana
Seni severken
Yaz güneşi şehvete boğar bahçeyi
Kükürt adetleriyle solar bağ yaprakları
Ballı incirde yaşar -bin bir cilveli- aşklarını
Turunç gerdanlı kuşlar
Haberler getirir sağdıçlarım
Gül kurusu mektuplar
Seni seviyorum
Hayra yorulan düşler
Deviz sandıkta bekarlığının gül suları
Taş yastıklarda zümrütüanka kuşları
Öğütler bunu bana
ADNAN ÖZER
DéSqina*
Sat 13 June 2009, 12:25 am GMT +0300
ŞAİRİN EMEKLERİ
I
Gece teninin en koyu tonuna ulaştığında
Çöküyorum bir gölge masanın başına
Gizlerini demek istiyorum gönlümün
Kimseyi şaşırtmasa da
Çalakalem mıncıklamak istiyorum orasın burasın
Önümdeki dişi kâğıdın
Ellerimin zekâsıyla başlıyorum
Bir şeyler karalamaya
II
Gece kara çarşafının altında
Sevişiyor sinsi âşığıyla
- Eziliyor atmosferin çimenleri -
Çekip gidiyor o tanrısal hovarda
İliği boşalınca
Ve yıldızlar, gökkurusu dadılar
Dikiyorlar gecenin bekâretini
Işıktan iğnelerle
ADNAN ÖZER
DéSqina*
Sat 13 June 2009, 12:27 am GMT +0300
YENİ SEVDALININ SABAHI
Seher vakti
Siliniyor yeryüzünün sürmesi gözünden
Kırılıyor gökyüzünün camları
İğneler, ısırıklarla dolu
Denizin yorgun kolları
Şafak
Gerdek sabahının pembe gelini
Açıyor perdelerini
Yellerin çiğden kanatları
Irgalıyor gülleri, zambakları
Uyanıyor delikanlı
Düşünü bitiremeden
- Aşığım
diyor
- Yanığım
Savurup göğsünün sapını samanını
ADNAN ÖZER
DéSqina*
Sat 13 June 2009, 12:29 am GMT +0300
YOL ŞARKILARI
Geçiyor Balkan günlerim
bir elmanın nazik soyuluşunda.
Kalp de yaradır, diyor ayazda türküm
kanıyor her yola koyuluşumda.
Ölümün dişlediği bir meyveymiş geçmiş özlemi
çocukluğun çürüyüp yapışması deriye.
Ah, o kar fısıltılı bahçeler
dedemi, amcamı, hele de babamı
çağırırlar mı geriye...
Trakya, nasıl ayrıldım senden
sıvalı kerpiç bacalardan duman tüterken.
Nasıl da camlarda kaldı süzgün gözlerin, akraba hayat.
Dur durak yok, bir daha siliyor evimi her seyahat.
Evsizin evini özlerim şimdi, eşikte gölgesiyle.
Ah o inatçı, gürlek meşeler
kökümü, omcamı, hele de ilk sevdamı
tutarlar mı biteviye...
Balkan içleri, bodur, kavi meşeler;
kuru bir öksürük içimde keder.
Bir karaduygundum ya, vereme kardım sonunda.
Canımın içini özlerim şimdi, üşüyen nefesiyle;
İstanbul dönmesem sana
dönmesem çirkin ekmek kavgasına
annemi aldın, süründürüp hastane kapılarında
bir karım vardı, dağ arpası saçlı, onu da aldın.
Dökülür şimdi ıslığım, ayazın ırmağına.
Ah, Trakya, kumru cumalar, üveyik cumartesiler ülkesi
cesedim dönecek elbet sana, göçmenliğe hatıra...
ADNAN ÖZER